özür ve mazeret..
25/9/2009 ·
uzunca bir süredir, zihnim dumura uğramış gibi, kullanıcı adımı ve şifremi unutmuş olduğum için ne yeni yazılar ekleyebildim buraya ve ne de -maateessüf- yazılan yorumlara cevap verebildim.. özellikle ikinci hususta bağışlanmamı dilerim..
artık hatırladığıma göre umarım bundan sonra sık sık tazelenir muhatabiyetimiz/muhabbetimiz.
Yorum (2) Yorum yaz!
DOKUNAN İÇİMİZE
6/5/2008 ·
— dostların kederli yüzlerine-
“O gelecek!” diye gönlünü “hüzün”le temizleyip bezeyen biri var gönlümde. Akşamdan ağlarını atıp bekliyor sessizce, kıyıda. Hüzün…
“Denizleri aş da gel kurbanın olam
Kurtar beni buralardan ne olur”1
Hacca gidiyormuş. Ramazana denk gelmiş yolun denizden gidilen kısmı. Gemide, her gün bir cüz ezberler, akşam teravihte okurmuş. Mübarek…
Allah onlardan razı olsun; şu kul sahrasında ne bereketli vahalar olmuşlar. Suyu tâ derinlerden toplamışlar istinbat ile, yeşermişler azimle, gayretle. Gayretkeş ve çilekeş olmuşlar; gayret ve çile iki kanat olmuş onlara. Mevla yağmur dolu bulutlar göndermiş vahalarına, rüzgârın önüne katıp. Gayretlerine bereket, çilelerine suhulet yağdırmış.
Günahta aşırı gidenlere mukabil hayırda yarışan bir topluluk hep olmuş; Nemrut, Firavun, Ebu Cehil bir yanda iken İsmail’i vermiş Allahu Teala İbrahim babamıza, Musa’ya Harun’u(aleyhimüsselam), Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve selem) Ebu Bekr’i (radıyallahu anh) vermiş.
—sen benim kimimsin, ben senin neyinim?
Bir şeyim misin, bir kimsem misin;
Ben senin?-
“Ümmetimin velileri Benî İsrail nebileri gibidir.” buyurmuş ya Efendimiz (aleyhi efdalüssalâti vetteslîmât), ümmet de Benî İsrail gibi olacak demek midir bu? Kur’an’da anlatılan tüm o kıssalarıyla… Onlar gibi küstah, onlar gibi vefasız, onlar gibi kaypak, onlar gibi ahmak… “euzü billahi en ekune minel cahilin…”2 Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım…
Ama kara cahilim işte! Bu öğrenme hızı, ömrümün hızı ile aynı değil. Ben kaplumbağa yürüyüşüyle adımlıyorum marifet yolunu, ömrüm ise bir tavşan çevikliği ile aşıyor mesafeleri ve hayır, ne yazık ki hızına güvenip beni küçümsemek gafletine düşmüyor, oyalanmıyor, yolundan bir adım geri kalmıyor!
… … … …
— Öfkem gözlerimi bürüdüğünde alnımın çatına vuruyor kaşlarının altından bakışının aksi… Yutkunup sakinleşiyorum…
— Hep mi diyorum, hep böyle olursa imtihan nerde?
— Olur mu diyor, bazen ödül oluyor, bazen daha büyük bir imtihana hazırlık, bazen de sâfî lütuf(çok büyük haksızlığa uğradığımda mesela). Eğer dikkate almazsam uzunca bir süre göremiyorum. Yahut kokusu doluyor içime sık sık(gözleri doluyor), kelimenin tam anlamıyla hasretiyle kavruluyorum, tam bir sınama oluyor. Görememek kadar görmek de imtihan, duyamamak kadar duymak da… Bir daha nasip olacak mı endişesi ile tir tir titriyor insanın kalbi, elleri, ayakları –olur olmaz yerlerde, otobüsten inerken mesela, diz üstü düşüp kalıyorum kaldırımlara.- Hem normal hayata devam etmek, dengeyi bozmamak da var işin içinde ve ağyara renk vermek de…
— Neden diyorum, izin ver anlatayım, bilsin âşıkları!
— Olmaz diyor, en çabuk harcanan şey olağanüstü olanlardır. Sağlamasını yapma, kontrol etme imkânı yok çünkü… Likâ’yı arzu edenler için örnek oluşu3 da bundan… Birçok evde Hilye-i Şerif var, ne değişiyor, ne kadar değişiyor, düşün…
— Of, diyorum, of! Dolap beygiri gibi dön dön, yürü yürü!
— Lakin o ne mübarek hayvandır ki yürümese dolap dönmez, sular dolup boşalmaz, enerji açığa çıkmaz, biz de faydalanamayız… Her dönüş böyle bereketli olmuyor ki, Tih sahrasındaki dönüşler gibi…
— Sen, dedim, benim bağrımı dil-hun eyledin!
— Keşke, keşke! Kanın tadını alınca aslına dönen ehlileştirilmiş vahşi hayvanlar kadar olabilseydi nefislerimiz, nerden üflendiğini hatırlayınca esip gitseydi yurduna… Yazık ki pek az nefis öyle, kaplan tabiatlı; iflah olmuyor bir daha! Çokları ise tilki gibi kuyruğunu kıstırıp sıvışıyor…
— Çirkin…
— Ben en çok hangilerini seviyorum biliyor musun, dedi birden coşkuyla, ceylanlara benzerler… Onların, kan pıhtılarını karınlarında biriktirip miske dönüştürdükleri gibi tevbelerini biriktirirler sinelerinde, Hak Teala miske dönüştürür onları. Ceylanların su içerken ney sesiyle avlandıkları gibi bir manevi mecliste dalarlar o âleme. Av olurlar can u gönülden o dilâver avcılara. Ceylanların, insanların diktiği çalılara misklerini döküp gittikleri gibi insanların verdiği sıkıntılara karşılık güzellik saçarlar etraflarına…
“Bu gün size kınama yok”4
“Rahman’ın kulları yeryüzünde vakarla yürürler ve cahiller kendilerine bir laf attığında selam der geçerler.”5
-
Korkuluklar… Kimisi tutunur ki düşmesin, kimisi de tutunur ki tırmanıp çıksın…
“Onlar [cennet] bahçelerinde [oturarak] soracaklar günahkârlara:"Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?" Berikiler, "Biz" diyecekler, "ne namaz kılanlardan idik, (Bu ilk dönem suresi nazil olduğu sırada namazın müminlere henüz farz kılınmamış olmasından dolayı, bu terimin, en geniş anlamında, yani Allah'a bilinçli kulluk anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz.) ne de yoksulları doyururduk ve kendilerini günaha kaptıran [diğer] günahkârlar ile birlikte günaha dalmış ve Hesap Günü'nü yalanlamıştık, [ölüm ile] her şey açık seçik ortaya çıkıncaya kadar.” 6
—Sen hangi rolü hazırlıyorsun? “Sizi bu Saqar cehennemine sokan nedir” diyenlerden mi olacaksın bak tekstlerine, yoksa “namaz” diyenlerden mi, “infak” diyenlerden mi, “gaflet” diyenlerden mi olacaksın? Neyi tercih edeceksin? Tutun da düşme!
Dedi, “Düşüyorum, elimden tutacak mısın?!” diye çırpınan bana… “Tutun ve çık! Bilinçli kulluk, infak, teyakkuz...”
… … … ...
Sen bana “Yüzünü yüzüme tut,” dedin Ecem,”Beni düşünürken başkasına bakma!”
Derisi yüzülmüş bir kalbim var, gamzeye takati yok!
Nesim-i seher gibi dokunsa ürkekliğimin goncasına Cenabı Gafûr, handan olsam, şaduman olsam; eser kalmasa gamından!
Benim gönlüm gül müdür, sen seher yeli misin? Ki sert estin de dağıttın yapraklarımı… Şimdi bir yüzüm yok ki tutayım yüzüne!
Sessizce kıpırdanıyor gül yaprağı misali varlığım, sen estikçe; usulca dokun ki uzak düşmeyeyim güzergâhından… Güzergâhından… Güzergâhından… Sâhib-kırân!7
“Yüzünü yüzüme tut, beni düşünürken başkasına bakma!” dedin, gamzeye dahi takati yok artık, derisi yüzülmüş kalbimin… Kirpiklerin değerse diye bu sakınış, bu hazer…
Dipnotlar:
1 Bir şarkı sözü. “Hasretim”.
2 Bakara suresi, 67. Ayet-i kerime.
3 Ahzab suresi, 21. Ayet-i kerime: “Kesin olan şu ki, sizin için, Allah'ın huzuruna çıkmayı umanlar, ahiret gününe inananlar ve Allah'ı çok çok zikredenler için Allah'ın Rasulü güzel bir örnektir.”
4 Yusuf suresi, 92. Ayet-i kerime: "Kâle la tesrîbe aleykümü'l-yevm, yağfirullâhü leküm ve hüve erhamü'r-Râhimîn"
5 Furkan suresi, 63. Ayet-i kerime: “O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).
6 Müddessir suresi, 41-46. Ayet-i kerimeler.
7 Arapça-Farsça birlikteliği. Her zaman zafer ve üstünlük kazanan hükümdar. Güneşle Zühre yıldızı bir hizaya gelir ve tam o anda bir padişah tahta çıkarsa bu padişaha “sâhib-kırân” denirmiş eskiden. Fatih Sultan Mehmet gibi.
Yorum (3) Yorum yaz!
sekte
6/5/2008 ·
-Acı-
Başını duvarlara vura vura ağlarsın. Onun yaşamadığı bir şehirde, gök sanki üstüne üstüne ağar. Her sabah gözlerini hiç açmamış olmayı dileyerek uyanırsın. Yastıkta isli göz yaşların…
Hiç olmamış gibi yapmayı seçersin. “Sabır” dersin gönlüne, “sabır…” Unutmak için gün sayarsın… Her günün eteğine asılarak aslında, çabucak geçmesini dilersin bahsi geçen bir yılın. “En çok bir yıl sürer” ya, “yirminci yüzyılda ölüm acısı”1…
Şarkılar dinlersin, her biri buzdan bir bıçak gibi sıyırıp geçer en narin yerlerini acının…
“Aşksız dönmüyor dünya”2
Kelimeler sonra, sağda solda apansız duyuverdiğin zaman ruhunu olduğu yerde kül ediveren… Bedenini alıp denizlere savuran yakıcı çöl rüzgarı gibi, ilk âna döner gibi…
-Özleyiş-
Mütemâdiyen olur bu. Aradan çok uzun zaman geçmiştir, alışmışsındır yokluğuna. Doldurmuşsundur acının oyduğu yerlerini… Sıvamış boyamışsındır. Bir olay bir yer bir isim çağrıştırıverir onu. Hatta bir yolun tam ortasında görüverirsin. Geçip gitmektedir görmeden, senin yol ortasında donup kaldığını, yanıp kaldığını…
Bir gece yarısı, melankoli sarmışken her yanı; ruhun kaçıp ona sığınır.
“Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu
Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu
Sevda bahçelerinin çiçekleri hep soldu
Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu”3
Hiç kimse seni anlamadığında bir gün, sıradan bir gün; aynı kelimelerle konuşmanın değerini anlarsın. Gerçi evet, gerçekten sevseydin ayrılık olmazdı. Ama yine de keşke o senden vazgeçmeseydi.
“Artık her şey için çok geç olsa da…”
-Tutunuş-
Bir aldanıştır, uzun zamanlar geçmiştir aradan… Ne sen o eski sensindir artık, ne de o senin bildiğin gibidir. Seni değiştirmiştir hayatın, beğenilerin, algıların, yargıların… Yüzünün kıvrımları değişmiştir. Biraz daha yaşlı, biraz daha kirlidir kalbin… Titrek ellerinle hep uzanıp uzanıp tutmak istersin “hayatının anlamı”nı… Avuçlarından akıp gider her seferinde… Her seferinde karanlığa biraz daha yakın,
yağı tükenen bir fener,
gül dalına asılan
-ciğerinden-
-Aldanış-
Her aşk unutulur istenirse. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur diye özetlemiş atalar. Tadını o denli unutursun ki onu görmenin, gördüğünde tat vermez olur. Bumuymuş yani onca sevdiğin diye homurdanır kör şeytan. Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırsın. Aldanmışsındır her fânî gibi. Aşkın çileli yollarına dayanamamışsındır. Bahaneler hazırdır. Açarsın Attâr'ı4; yorgunluk, kader, realite, nefs... vesâir vesâir…
“Unutmak kolay mı, deme
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.
Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep
Unutursun Mihriban’ım.
Yıllar sinene yaslanır
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır...
Unutursun Mihriban’ım.
Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya büyüyünce...
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.
Gün geçer, azalır sevgi
Değişir herşeyin rengi.
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.
Düzen böyle bu gemide
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban’ım”.5
Affeder miyim bir gün Abdurrahim Karakoç’u bu şiiri için? Birinci bölümü tartışmasız en güzel Türk aşk şiirlerinden olan Mihriban’ın ikinci bölümünde kahrediyor her seferinde beni… Sevilenlerin kaderi mi bu; unutulmak?
“Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yok”6
Bir aşkı en çok hak ettiğine inandığın şeyi, anlaşılmaz bir ihmal ile unutunca çıkarırsın hayatından… Öylesine kolay olur ki bu, hiç acıtmaz bir müddet sonra, kabullenirsin.
“uzundur hicrinden gara geceler
bilmirem men gedim hara geceler”7
Bir ağaç nasıl unutursa baharı, kışı nasıl kurur ve soğuk kapanırsa içine, çekilirse suyu yavaş yavaş unutursun, unutursun…
-Sonsuz kopuş-
Kimse ölmemiş “yâr”sızlıktan, herkes itinayla iyileşmiş.
Hiç iyileşmemeyi dilerdin oysa. Verem olup can veren köylü kızlarına imrenirdin. Hiç unutmamayı, acısını hep taze tutmayı, hep özlemeyi, hep tutunmayı, hep sevmeyi, hiç ayrılmamayı dilerdin oysa…
Uzun ve yorucu bir gün gibi geçen yılların ardından, aynaya bakıyorsun: Sensiz de geçiyor ömür!
Esefle, hayıfla: Sensiz de geçiyor ömür!
Çığlık çığlığa, avaz avaz: Sensiz de geçiyor ömür!..
Hâşiye: Kur'an-ı Kerim'in şahs-ı manevîsine, hafızlara ve Deniz'e ithafen yazıldı. Döne döne okundu, yana yana okunsun denildi...
1 “Karıma Mektup”, Nazım Hikmet.
2 “Ebruli”, Ezginin Günlüğü.
3 Sûzinâk şarkı; beste-güfte : Zeki Müren.
4 Mantîku't-Tayr (Kuş Dili), Feridüddin Attar.
5 “Mihriban-2”, Abdürrahim Karakoç
6 Nesîmî.
7 Ferhadi-Ali Selimi, “Ayrılık”. (Geceler senin ayrılığından dolayı böyle karanlık ve ben nereye gideceğimi bilemiyorum.)
Yorum (3) Yorum yaz!
O Yerde
27/4/2008 ·
Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
Sen nerde, o fecrin ağaran dağları nerde!
Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hülyâ gibi yalnız gezinenler koya indi
Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde
Yahya Kemal BEYATLI
“Kendine bir nev-niyâz edin nûrânî âlemden. Yeni bir sâlih amel yapmaya başla. Kur’ân’dan bir sûre, peygamberlerden bir duâ, bir tesbih.
Yetim başı okşa ki merhametin artsın.
Hizmet et ki, şefkatin artsın.
Bilinçli bir bitkisel hayata geç, dur ve zikret. Çiçek açıp meyveye durana dek.
Fetret dönemi çok uzarsa, emmâreye inme tehlikesi baş gösterir. Hatalardan üzüntü duymamaya başlarsın. O yüzden durup ayakları sâbitlemek gerekiyor. Bir mağaraya kaçıp sığınmış o gençler gibi dua ederek...
Dinlenmek ve dinlemek lâzım... Halvet ve uzlet. Âşıklar gibi, öyle kalabalık ortasında dalıp gitmek düşüncelere...
Aynaya bak ve «ben iyi olacağım inşallah» de. «Yüzümü güzelleştirdiğin gibi…» duâsını et seslice ve defalarca... Mücadeleyi asla bırakma.
* * *
Bir duâ: Hazret-i Yunûs’un -aleyhisselam- duâsı:
«La ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü minezzâlimîn»
“Biz Yûnus’un -aleyhisselâm- duâsına icâbet edip, onu gamdan (gecenin, denizin ve balığın karnındaki karanlıktan) halas eyledik (kurtardık). Bunun gibi biz mü’minleri halâs ederiz.”(Enbiya Sûresi, 88)
"Zünnûn (Yûnus)’a gelince, o, öfkeli bir hâlde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; «Sen’den başka hiç bir ilâh yoktur. Sen’i tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum!» diye niyaz etti.” (Enbiyâ, 87)
“Sen, Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.” (Kalem Sûresi, 4)
* * *
Bir âyet: …Kalbimizde kin bırakma…
“Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile bizden önce geçmiş olanları yarlığa (bağışla). İman etmiş olanlar için kalbimizde bir kin bırakma.” (Haşr Sûresi, 10)
* * *
Bir salavât:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin tıbbi’l-kulûbi ve devâihâ ve âfiyeti’l-ebdâni ve şifâihâ ve nûri’l-ebsâri ve ziyâihâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”
(Allâh’ım, kalplerin tabîbi ve devâsı, vücutların âfiyeti ve şifâsı, gözlerin nûru ve ziyâsı olan Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât ü selâm eyle.)
* * *
Bir esma: Bismillahirrahmanirrahim (Önemli, cemaliyle harekete geçirsin diye…)
Ya Fa’âl -celle celalühu-
* * *
Bir faaliyet: Teheccüd ve gözyaşı çabası.
Tam da bir şeyin zirvesindeyken hatırlayıver ve bir şey yap; duâ, salavât, âyet, secde, gözyaşı, tefekkür ya da şu:
«Ben seninleydim sen kiminleydin?!»
«Her nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.» buyuran’a:
“Ben buradayım, Allah’ım, burda kalakaldım!” de.
* * *
Gün doğumunu ve gün batımını yaşamaya çalış... Zikirlerle...
Kur’ân oku ve dinle. Arapça metninden... Anlamını düşünmeden sadece o sesin yağmurunda dur, gönlün ıslansın.
Pervaneleri ve onları ateşten korumaya çalışan Zât’ı düşün. O’na yaklaş ki, ateş seni çekerken onun eli uzaklaştırsın. Elinin yetişeceği bir yerlerde bulun.
TV’yi kapat, gazete ve interneti bırak (tamamen, ayda bir hafta, haftada bir gün...); kitap oku ve uyu, uyan ve kitap oku...
Dünyevî isteklerinin kuşlarını uçur. Kafeslerini kır.
“geçme nâmert köprüsünden,
ko aparsın su seni
..
Savrul dostun rüzgârında”
Sahabe ve peygamber hayatlarını oku. Yorumsuz, sırf kalbe ilaç niyetine.
Böylece kendine sâlihlerden bir çevre kurarsın, zararlı arkadaşlardan uzak durursun.
Başını çevir ve lezzeti duy.
İçini dök Rahman’a ve rahatla.
Güven ve elini aç.
* * *
Bu devreyi aştıysan eğer, yani ne okumak ve ne dinlemek, ne de evrâd ü ezkâr için hâlin varsa, canın dökülüp kalıyorsa daha ikinci kelimede, «örtüne bürün ve bekle».
Bir faaliyete başla, bedenini yor ve uyu. Koş, atla, temizlik yap, merdiven çık: Zehrini boşalt.”
…
Ben, bana ne oldu bilmiyorum oysa...
Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki ::
Son Yazılarım
- özür ve mazeret..
- "koyverdin gittin beni.." ya da... "bıraktığın yerdeyim.."
- DOKUNAN İÇİMİZE
- sekte
- O Yerde

